Ana_Sayfa Forumlar Dosyalar İlahiler Multimedya Kadromuz Üye_Profili Logolarımız Online_Müzik
EbuZerr.Com | ilahiler, ezgiler, sohbetler, dini klipler, videolar, dini filmler, ezanlar, kuran ziyafeti, online kitaplar, islami toplist: Forums

Ebuzerr.com :: Başlığı Görüntüle - peygamber efendimizin hayatından kıssalar..
 SSSSSS   AramaArama   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   GirişGiriş 

peygamber efendimizin hayatından kıssalar..

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Ebuzerr.com Forum Ana Sayfası -> Hikayeler & Menkıbeler & Kıssadan Hisse
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Prş Ksm 22, 2007 7:51 am    Mesaj konusu: peygamber efendimizin hayatından kıssalar.. Alıntıyla Cevap Ver

peygamber efendimiz(s.a.v)'in hayatından kıssaları bu başlık altında paylaşalım inşallah.



Abbas Ibnu Mirdas Es SÜlemi Radiyu Anh In Anlattigana GÖre
Resulullah S,a.v Arefe GÜnÜ Aksami Ümmeti Icin Magfiret Duasinda Bulundu
Allah-u Teala Da Onun Duasina:
-ben Zalimler Haric Ümmetini Magfiret Buyurdum
Zira Ben Zalimden Mazlumun Intikaminin Mutlaka Alacagim Diye Icabette
Bulundu Resulullah: Ey Rabbim Dilersen Mazluma Kendi Katindan Bir LÜtuf Olarak Cenneti Verir Zalimi De Aff Edersindedi
O Aksam Allah Bu Duasina Icabet Etmedi Resulullah S. A. V MÜzdelifede
Sabah Namazini Kilinca Önceki Cevapsiz Kalan Duasini Tekrar Etti Duasina Istikametinde Cevap Verild Ravi Devamla:
-resulullah Bunun Üzerine Memnuniyetinden GÜldÜ Demistir
Hz Ebu Bekir Ve Ömerradiyu AnhÜm:
-annem Babam Sana Feda Olsunlar Simdiye Kadar Bu Saatlerde Hic GÜlmemistiniz
Sizi GÜldÜren Sey Nedir?
Allah Seni Sevindirsin Dediler
Resulullah :
Allahin DÜsmani
Iblis Allahin Ümmetimin Hepsini Magfiret Buyurdugunu Ögrenince
Yerden Toprak Alip Kendi YÜzÜne Sacti
Ve Yaziklar Olsun Bana Helak Oldum
Her Emegim Bosa Gitti Diye Bagirip Cagirmaya Basladi
Onun Bu Korku ÜzÜntÜsÜnÜ GÖrmek Beni GÜldÜrdÜ Buyurdular
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Sponsor Üye

Avatar

Bilgiler


Bağlantı


Tarih: Mesajı Gönderme Tarihi    Mesaj konusu: Sponsor Reklam Alanı

ilahiler, ilahi, ilahiler dinle, ilahi dinle, en güzel ilahiler, multimedyalar

Başa dön
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Prş Ksm 22, 2007 7:58 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ağlamak Merhametten,feryat Şeytandandır

Peygamber efendimiz oğlu Hz. İbrâhim, birbuçuk yaşında iken süt annesi Ümmü Bürde’nin evinde iken hastalanmıştı. Peygamber efendimiz bunu işitince, oğlunu görmeye gitti.
Onu kucağına aldığında hastalığının ağır olduğunu, can vermek üzere olduğunu gördü. Peygamberimizin mübârek gözlerinden yaşlar akmaya başladı. “Sen de mi ağlıyorsun, yâ Resûlallah? Ölü için ağlamayı yasak etmiştiniz” diyen Hz. Abdurrahman bin Avf’a buyurdu ki:
“Ey ibni Avf, benim bu ağlamam bir acımadan ibârettir. Ben, ölen kimsede bulunmayan hasletleri sayarak, yüksek sesle, bağırarak ölü için ağlamayı yasak ettim. Ben sizi, günâh ve ahmaklık olan iki bağırıştan men ettim. Biri ni’mete kavuşulduğu sıradaki eğlence, oyun ve şeytan çalgılarından, İkincisi de, bir musîbete ve felâkete uğrayınca, bağırıp, yüz-göz tırmalamaktan, üst-baş yırtmaktan ve şeytan şamatasından men ettim.” Sonra da ilâve ettiler: “Acımayana acınmaz!”
Resûlullah efendimizin gözlerinden yaş geldiğini gören Hz. Üsâme bin Zeyd, feryâda başlayınca, Peygamber efendimiz, ona, ağlamamasını emir buyurdu. Hz. Üsâme dedi ki:
- Yâ Resûlallah, sizin ağlamanız üzerine feryât ettim. Affınızı dilerim.
O zaman Peygamber efendimiz buyurdu ki:
- Ağlamak, merhametten ileri gelir. Feryât ve figân ise şeytandandır.
Oğlu İbrâhim vefât edince de buyurdular ki: “Yâ İbrâhim! Ölümüne çok üzüldük. Gözlerimiz ağlıyor, kalbimiz sızlıyor. Fakat Rabbimizi gücendirecek bir şey söylemeyiz.”
Resûlullah efendimizin ciğerparesi İbrâhim vefât ettiğinde güneş tutulmuştu. Bu olayı güneşin tutulmasına bağlanmaması için, “ Ay ve güneş Allahü teâlânın varlığını ve birliğini gösteren iki mahlûktur. Kimsenin ölmesi, kalması ile tutulmazlar. Onları görünce, Allahü teâlâyı hatırlayınız!” buyurdu.
Cenâze namazını kıldırdılar. Kabrin üzeri örtülürken, yan tarafta bir açıklık gördüklerinde, oraya mübârek elleriyle bir kerpiç koyarak kapattılar ve buyurdular ki: “Siz, bir işi içe sinecek bir şekilde yapınız! “
Kabrin üzerine su döktüler. Bir taşı kabrin başına diktiler. Kabrin üzerine su dökmek ilk defa Hz. İbrâhim’in kabrinde oldu.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
birgivi
Altın Üye
Altın Üye
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 27, 2007
Mesajlar: 630
Nereden: Ankara

Bağlantı


MesajTarih: Çrş Ksm 28, 2007 12:00 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

değerli paylaşımın için Allah razı olsun
_________________
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder MSN Messenger
daglardelisi_
Altın Üye
Altın Üye
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 257
Nereden: Antalya

Bağlantı


MesajTarih: Çrş Ksm 28, 2007 12:22 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

birgivi demiş ki:
değerli paylaşımın için Allah razı olsun


Hz. Muhammed(s.a.s), evrensel bir eğitim-öğretim sistemi getirmiş ve bütün kalpleri, bütün ruhları, bütün akılları, bütün nefisleri ideal ufka yükseltecek bir mesaj sunmuştur. Sadece O”nun getirdiği sistemdir ki hem ruhu, hem aklı hem de nefsi, yükselebilecek en son noktaya ulaştırmıştır.
Efendimizin

1. Efendimiz, söylediği hakikatleri bizzat yaşayarak hayatıyla göstermiştir.

2. Dinî yükümlülükleri tedrîcî (yavaş yavaş, basamak basamak) bir sistemle öğretmiştir.

3. Öğretmede orta yolda durmaya ve insanları bıktırmaktan uzak durmaya riayet etmiştir.

4. Öğrenenler arasındaki kişisel farklılıkları göz önünde bulundurmuştur.

5. Karşılıklı konuşma ve soru-cevap şeklini kullanmıştır.

6. Yanlış düşünceyi söküp atmak ve gerçek doğru bilgiyi net bir şekilde muhatabın kafasına yerleştirmek için aklî ölçüleri kullanmıştır.

7. Muhataplarına soru yöneltmiş, böylece onların zeka ve bilgi seviyelerini ölçmüştür.

8. Mukayese ve örneklendirme metodunu kullanmıştır.

9. Benzetme ve halk arasında yaygın olarak kullanılan örnekleri kullanmıştır.

10. Anlattığı hususu, elinde herhangi bir şey ile yere ve toprağa çizerek bizzat göstermiştir.

11. Sözle beraber jest ve mimiklerini kullanmış ve el ile işaretlerde bulunmuştur.

12. Önemine binaen, halin mümkün kıldığı bir nesneyi bizzat eline almış, eliyle kaldırmış ve arkasından söyleyeceği hususu söylemiştir.

13. Muhataplarından bir soru gelmeden söze önce kendileri başlamıştır.

14. Muhatabının sorusuna eksik ve fazla olmadan cevap vermiştir.

15. Muhatabının sorusuna, onun ihtiyacına binaen sorduğundan daha fazlasıyla cevap vermiştir.

16. Muhatabını, güzel bir hikmete binaen, sorduğu sorudan daha önemli bir hususa yönlendirdiği de olmuştur.

17. Soru soranın sorduğu soruyu tekrarlamasını istemiştir.

18. Muhatabın aldığı cevabı tekrar etmesini istemiştir. Böylece cevap unutulmayacaktır.

19. Bildiği bir husustan dolayı kişiyi imtihan etmiştir ki bununla doğru cevap vereceği için kişiyi sena etmek, övmek istemiştir.

20. Önünde olan bir olaya karşı susma yolunu tercih etmiştir.

21. Öğretme esnasında meydana gelebilecek imkan ve fırsatları değerlendirmiştir.

22. Latife ve şaka yoluyla öğretmeyi tercih etmiştir.

23. Öğrettiği hususu yeminle tekit etmiş perçinlemiştir.

24. Öğretilen hususun önemine binaen sözü üç kere tekrar etmiştir.

25. Konunun önemini oturuşunu ve duruşunu değiştirerek ve sözü tekrar ederek göstermiştir.

26. Cevabı geciktirerek muhatabın sorusunu tekrar etmesini sağlayarak onu uyarmıştır.

27. Muhatabı intibaha sevk etmek için, onu omzundan veya elinden tutmuştur.

28. Muhatabı teşvik için veya onu sıkıntıya sokacak bir durumdan dolayı, bazı hususların gizli kalmasını yeğlemiştir.

29. Söyleyeceği hususun hafızalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesi için, sözü kısa ve öz bir şekilde ifade etmiş, daha sonra ise ayrıntılarına geçmiştir.

30. Cevabın birkaç madde ile verileceği durumlarda önce cevabın kaç maddeden oluştuğunu bildirmek için sayıyı söylemiş daha sonra saymıştır.

31. Va”z etme, nasihat etme ve öğüt verme metodunu kullanmıştır.

32. İnsanların şevklerini kamçılama veya neticesi elem verici hususlardan şiddetle uzaklaştırma (Tergib ve terhib) metodunu kullanmıştır.

33. Kıssa ve geçmiş ümmetlere ve insanlara dair haberlerle öğretme metodunu uygulamıştır.

34. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda önce nazik bir hazırlık süreci hazırlamış ve soruyu öyle cevaplandırmıştır.

35. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda üstü kapalı olarak kinaye yoluyla ve işaret ederek yetinmiştir.

36. Kadınlara öğretmeyi ve nasihat etmeyi de asla ihmal etmemiştir.

37. Halin gerektirdiği durumlarda öğretme hususunda azarlayıp paylamayı (ta”nif) ve kızmayı (gadab) da ihmal etmemiştir. Ne var ki onun paylaması ve kızması da merhamet yörüngesinde ve ümmetinin selameti için olmuştur.

38. Talim ve tebliğde, kitabeti (yazma metodunu) da kullanmıştır.

39. Yabancı dilleri (mesela Süryaniceyi) öğrenmesi için bazı sahabeleri görevlendirmiştir ki bu husus da günümüzde dünyanın dört bir tarafında İslam”ın güzelliklerini öğrenmek isteyenlere karşı yapılacak vazifenin çok önemli bir basamağını teşkil etmektedir.


40. Bizzat kendi mübarek zatıyla talimde bulunmuştur.

...bilgime o kadar güvenemediğimden bu yazıyı bir alıntı olarak siz müslüman kardeşlerimle paylaşıyorum. Hakkınızı helal edin, daha güzel paylaşımlarda bulunmak dileğiyle İnsallah Wink
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Çrş Ksm 28, 2007 4:50 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

daglardelisi_ demiş ki:

Hz. Muhammed(s.a.s), evrensel bir eğitim-öğretim sistemi getirmiş ve bütün kalpleri, bütün ruhları, bütün akılları, bütün nefisleri ideal ufka yükseltecek bir mesaj sunmuştur. Sadece O”nun getirdiği sistemdir ki hem ruhu, hem aklı hem de nefsi, yükselebilecek en son noktaya ulaştırmıştır.
Efendimizin

1. Efendimiz, söylediği hakikatleri bizzat yaşayarak hayatıyla göstermiştir.

2. Dinî yükümlülükleri tedrîcî (yavaş yavaş, basamak basamak) bir sistemle öğretmiştir.

3. Öğretmede orta yolda durmaya ve insanları bıktırmaktan uzak durmaya riayet etmiştir.

4. Öğrenenler arasındaki kişisel farklılıkları göz önünde bulundurmuştur.

5. Karşılıklı konuşma ve soru-cevap şeklini kullanmıştır.

6. Yanlış düşünceyi söküp atmak ve gerçek doğru bilgiyi net bir şekilde muhatabın kafasına yerleştirmek için aklî ölçüleri kullanmıştır.

7. Muhataplarına soru yöneltmiş, böylece onların zeka ve bilgi seviyelerini ölçmüştür.

8. Mukayese ve örneklendirme metodunu kullanmıştır.

9. Benzetme ve halk arasında yaygın olarak kullanılan örnekleri kullanmıştır.

10. Anlattığı hususu, elinde herhangi bir şey ile yere ve toprağa çizerek bizzat göstermiştir.

11. Sözle beraber jest ve mimiklerini kullanmış ve el ile işaretlerde bulunmuştur.

12. Önemine binaen, halin mümkün kıldığı bir nesneyi bizzat eline almış, eliyle kaldırmış ve arkasından söyleyeceği hususu söylemiştir.

13. Muhataplarından bir soru gelmeden söze önce kendileri başlamıştır.

14. Muhatabının sorusuna eksik ve fazla olmadan cevap vermiştir.

15. Muhatabının sorusuna, onun ihtiyacına binaen sorduğundan daha fazlasıyla cevap vermiştir.

16. Muhatabını, güzel bir hikmete binaen, sorduğu sorudan daha önemli bir hususa yönlendirdiği de olmuştur.

17. Soru soranın sorduğu soruyu tekrarlamasını istemiştir.

18. Muhatabın aldığı cevabı tekrar etmesini istemiştir. Böylece cevap unutulmayacaktır.

19. Bildiği bir husustan dolayı kişiyi imtihan etmiştir ki bununla doğru cevap vereceği için kişiyi sena etmek, övmek istemiştir.

20. Önünde olan bir olaya karşı susma yolunu tercih etmiştir.

21. Öğretme esnasında meydana gelebilecek imkan ve fırsatları değerlendirmiştir.

22. Latife ve şaka yoluyla öğretmeyi tercih etmiştir.

23. Öğrettiği hususu yeminle tekit etmiş perçinlemiştir.

24. Öğretilen hususun önemine binaen sözü üç kere tekrar etmiştir.

25. Konunun önemini oturuşunu ve duruşunu değiştirerek ve sözü tekrar ederek göstermiştir.

26. Cevabı geciktirerek muhatabın sorusunu tekrar etmesini sağlayarak onu uyarmıştır.

27. Muhatabı intibaha sevk etmek için, onu omzundan veya elinden tutmuştur.

28. Muhatabı teşvik için veya onu sıkıntıya sokacak bir durumdan dolayı, bazı hususların gizli kalmasını yeğlemiştir.

29. Söyleyeceği hususun hafızalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesi için, sözü kısa ve öz bir şekilde ifade etmiş, daha sonra ise ayrıntılarına geçmiştir.

30. Cevabın birkaç madde ile verileceği durumlarda önce cevabın kaç maddeden oluştuğunu bildirmek için sayıyı söylemiş daha sonra saymıştır.

31. Va”z etme, nasihat etme ve öğüt verme metodunu kullanmıştır.

32. İnsanların şevklerini kamçılama veya neticesi elem verici hususlardan şiddetle uzaklaştırma (Tergib ve terhib) metodunu kullanmıştır.

33. Kıssa ve geçmiş ümmetlere ve insanlara dair haberlerle öğretme metodunu uygulamıştır.

34. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda önce nazik bir hazırlık süreci hazırlamış ve soruyu öyle cevaplandırmıştır.

35. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda üstü kapalı olarak kinaye yoluyla ve işaret ederek yetinmiştir.

36. Kadınlara öğretmeyi ve nasihat etmeyi de asla ihmal etmemiştir.

37. Halin gerektirdiği durumlarda öğretme hususunda azarlayıp paylamayı (ta”nif) ve kızmayı (gadab) da ihmal etmemiştir. Ne var ki onun paylaması ve kızması da merhamet yörüngesinde ve ümmetinin selameti için olmuştur.

38. Talim ve tebliğde, kitabeti (yazma metodunu) da kullanmıştır.

39. Yabancı dilleri (mesela Süryaniceyi) öğrenmesi için bazı sahabeleri görevlendirmiştir ki bu husus da günümüzde dünyanın dört bir tarafında İslam”ın güzelliklerini öğrenmek isteyenlere karşı yapılacak vazifenin çok önemli bir basamağını teşkil etmektedir.


40. Bizzat kendi mübarek zatıyla talimde bulunmuştur.

...bilgime o kadar güvenemediğimden bu yazıyı bir alıntı olarak siz müslüman kardeşlerimle paylaşıyorum. Hakkınızı helal edin, daha güzel paylaşımlarda bulunmak dileğiyle İnsallah Wink


elinize sağlık ama konu daha önce verilmiş
Bu panodaki bağlantıları yalnızca kayıtlı kullanıcılar görebilir!
Hemen kayit olun veya hesabınıza giriş yapın!
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Cmt Arl 08, 2007 5:02 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Müreysi gazadan dönüşte, bir gece konakladıkları yerde büyük bir fırtına çıktı. Bu fırtına sebebiyle, Resulullahın bindiği deve kayboldu. Zeyd bin Lusayt adlı münafık, Muhammed devesinin nerede olduğunu bilmezken, Rifa'a'nın ölümünü nereden bilir dedikte, Cebrail aleyhisselam gelip, Zeyd'in sözünü ve devenin yerini bildirdi.
Resulullah: "Ben gaybı bilemem, Allah bilir. Lakin Allahü teâlâ bana o münafıkın sözünü ve devenin yerini haber verdi. İşte filan yerdedir ve yuları ağaca takılmıştır" buyurdu.
İşitenler doğru oraya koşup, deveyi buyurulan yerde, buyurulduğu şekilde bulup getirdiler. Zeyd imana geldi.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Cmt Arl 08, 2007 5:03 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Esirlerden Cüveyriyye hatunun babası Haris bin ebi Dırar, kızını kurtarmak için birçok deve getirirken, iki deveye kıyamayıp, şehre yakın yerde sakladı. Resulullah'la buluştukta, bunları alıp, "Kızımı bana ver !"dedi.
Resulullah: "Hani, filan yerde sakladığın iki deve?" buyurunca, Haris hayran olup, "Ya Resulallah, benim onları sakladığımı Allah'tan başka bir ferd bilmezdi" deyip, kendisi, iki oğlu ve kavminden nice kimseler imana geldi.
O iki deveyi de getirip verdi. Kızı da imana geldi. Daha sonra da Resululahın hanımı olmakla şereflendi.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Cmt Arl 08, 2007 5:19 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Nasıl ağlamayayım ki!

Müslümanlar, merhamette, tıpkı bir bedenin uzuvları gibi olmalıdır. Nasıl ki bedenin herhangi bir uzvu rahatsızlandığında bütün uzuvlar perişan oluyorsa, hasta olan uzuv iyileşince rahatlıyorsa Müslümanlar da, içlerinden birisi rahatsız olduğu zaman, o kimse bu rahatsızlıktan kurtuluncaya kadar rahatsızlık duymalıdırlar. Peygamber efendimiz bir gün, bir yerde oturuyorlardı. Yanlarında da, hazret-i Ebû Bekir, hazret-i Ömer, hazret-i Osman ve hazret-i Ali vardı. Resûlullah efendimiz birden ağlamaya başladılar. Mübarek gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu. Hazret-i Ebû Bekir, Resulullah efendimizin bu haline dayanamayıp:
-Anam babam, sana fedâ olsun ya Resûlallah! Niçin bu kadar ağlıyorsunuz? diye sual ettiler. Peygamber efendimiz cevaben:
-Nasıl ağlamayayım ki, ümmetimin yolu çok uzundur. Omuzlarında ise çok ağır günâhlar vardır. Onların günâhları yağmur ve kar tanelerinden, deniz köpüğünden ve ağaçların yapraklarından da fazladır, buyurdular. Bu cevabı alan hazret-i Ebu Bekir:

“Kalbinizi ferah tutunuz!”
-Ya Resulallah! Kalbinizi ferah tutunuz! Müslümanların yüklerini hafifletmek için, onların günâhlarının yarısını ben üzerime alacağım! diye arzetti. Hazret-i Ebu Bekir’den bu cevabı alan Resulullah efendimiz memnun oldular ve hazret-i Ömer’e dönerek:
-Ebû Bekir’in dediklerini işittin! Peki sen ümmetimin günâhkârları hakkında ne diyorsun? diye sual ettiler. Hazret-i Ömer de:
-Ya Resulallah! Ben Ebû Bekir’in söylediği ve yaptığı gibi yapamam! Yalnız Müslümanların günâhlarının üçte birini yüklenirim, diye arzetti. Hazret-i Ömer’den bu cevabı alan Peygamber efendimiz bu sefer de hazret-i Osman’a döndüler ve aynı soruyu Ona sordular. Hazret-i Osman:
-Ya Resulallah ben de Ömer’in yaptığı gibi yapamam. Fakat Müslümanların günâhlarının dörtte birini yüklenirim, diye arzettiler. Peygamber efendimiz hazret-i Ömer’in ve hazret-i Osman’ın bu cevaplarından memnun oldular ve teşekkür ettiler. Daha sonra hazret-i Ali’ye döndüler ve aynı suali Ona da sordular. Hazret-i Ali de:
-Ya Resulallah, ben Sırat köprüsünün kenarında duracağım. Ümmetinin günâhkârlarının ateşe düşmelerine mani olacağım. Eğer onların durumu çok sıkışırsa, kendimi onlar için feda edip ateşe atacağm, diye arzetti. Resulullah efendimiz, hazret-i Ali’nin bu cevabından memnun olup teşekkür ettiler.
Daha sonra Resulullah efendimiz, oradan ayrılıp hazret-i Aişe validemizin yanına gittiler ve Ona da durumu anlattılar ve:
-Ya Âişe! Sen mü’minlerin annesisin, annenin çocuklarına şefkatli olması lâzımdır! Peki sen ümmetimin günâhkârları için ne yapacaksın? diye sual ettiler. O anda Resulullah efendimizin mübarek kızları hazret-i Fatıma da orada idi. Bunun için hazret-i Âişe validemiz:
-Ya Resulallah, Fâtıma’nın huzurunda bir şey diyemem, diye arzettiler. Hazret-i Fâtıma da:
-Ey babacığım, annenin huzurunda, kızın konuşması uygun olmaz, diye cevap verdi. Onun bu cevabı üzerine hazret-i Âişe validemiz:
-Ya Fâtıma! Allaha yemin ederim ki, senden önce bu konuda bir şey söyleyemem, dedi. Bunun üzerine hazret-i Fâtıma Peygamber efendimize dönerek:
-Ey babacığım, Mîzan’ın kurulacağı yere gelip, ümmetinin hesabını takip etmek için orada duracağım. Ümmetinin günâhları sevaplarından ağır gelirse, oğlum Hasan’ın zehirle kirlenmiş gömleğini onların sevâp kefesine koyacağım. Şâyet sevap kefeleri yine de ağır gelmezse, bu sefer oğlum Hüseyin’in kanla kirlenmiş gömleğini ilave edeceğim, diye arzetti. Hazret-i Fatıma’dan bu cevabı alan Resulullah efendimiz, tekrar hazret-i Âişe validemize dönerek:
-Ey mü’minlerin annesi! Sen ne diyorsun, sen ne yapacaksın? diye sual ettiler. Hazret-i Âişe validemiz cevap vermeden odasına girdi ve secdeye kapanıp ağlayarak:

“Bu ne haldir yâ Resûlallah!”
“Ya Rabbî! Sen, beni mü’minlerin annesi yaptın, kalbime evlât şefkati koydun ve onların sevgisini gönlüme yerleştirdin. Sen bilirsin ki, bir ana, çocuğunun Cehenneme girmesine râzı olamaz. Bunun için onları benimle Cennete gönder! Yoksa beni de onlarla Cehenneme koy!” diye dua etti. Hazret-i Âişe validemizin bu yalvarışının akabinde, Cebrâil aleyhisselâm gelerek Peygamber efendimize:
-Bu ne haldir yâ Resûlallah! Allahü teâlâ: “Âişe-i Sıddıka’ya de ki, O’nu, Cehenneme göndermem benim keremime yakışmaz. Çünkü O, Habîb’imin zevcesidir. Çocukları, annelerinden ayırmak da câiz değildir” buyurdu diye bildirdi.
Resulullah efendimizin ve Onun Eshabının, mü’minlere karşı şefkati, merhameti işte böyle idi. Peygamber efendimizin ve Onun vârislerinin, bu söz ve nasihatlerini hiçbir zaman unutmamamız ve bu şefkate, bu merhamete layık olmaya çalışmamız lazımdır. Aksi halde, mahrum kalır ve perişan oluruz.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Sal Arl 25, 2007 1:52 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

hatice annemizi unutulmaz kılan hizmet

Eline aldığı kuru bir hurma dalına dayanarak Resûlüllah’ın kapısına kadar gelmiş olan yaşlı bir kadın, içeri girmek arzusunu izhar etmesi üzerine;
– Yâ Resûlâllah, kim olduğunu bilmediğimiz bir ihtiyare kadın, zâtınızı görmek istiyor,” dediler.

Resûl-i Ekrem Hazretleri:

– Müsaade edin, gelsin,” buyurdular.

İhtiyarlıktan âdeta rükû eder halde duran kadın, hurma dalından edindiği asâsına dayana dayana Resûlüllah’ın kapısından içeri girdi, bir-iki adım ilerledikten sonra, kendisini tanıyan Resûlüllah hemen ayağa kalktılar; altlarındaki içi hurma lifi dolu minderlerini göstererek oturmasını istediler.

Resûlüllah’ın bu kadına gösterdiği hürmet ve alâka, orada hazır bulunan Hazret-i Ömer’in dikkatini çekti; hattâ kim olduğunu merak ettiği bu ihtiyareye gösterilen bu ikramı, biraz da fazla gibi bulduğu içindir ki, ihtiyare kalkıp gittikten sonra: – Yâ Resûlâllah, bu kadın kimdi ki, kendisine ayağa kalkacak kadar hürmet ettiniz, minderinizi verecek kadar alâka gösteriniz?” dedi.

Resûlüllah’ın cevabı tek cümleden ibaretti:

– Bu kadın, bizim Hatîce’nin dostlarındandı!”

Burada aklımıza şöyle bir sual geliyor:

– Resûlüllah Hazretleri, senelerce evvel vefat etmiş olan Hatice Validemize, neden bu kadar alâkâ duyuyordu ki, O’nun dostlarına bile ayağa kalkıyor, minderlerini vermek kadirşinâslığında bulunuyorlardı? Hatîce Validemizin kendisini bu derece sevdiren hususiyeti ne idi?

Bu sualin cevabını da, Hazret-i Âişe Validemizin hazır bulunduğu bir mecliste cereyan eden şu hatırada bulmak mümkündür. Fahr-i Kâinat Efendimiz, bir aile sohbetinde, Hazret-i Hatîce Validemizi uzun uzun yâdetmiş; bazı hatıraları yeniden anlatarak, geçmiş günlerini dile getirmişti.

Hazret-i Âişe Validemiz:

– Yâ Resûlâllah, senelerce evvel ölüp gitmiş olan bir yaşlı kadını, bu kadar hatırlayıp yâdetmekte ne fayda var? Allah(c.c.)ü Zülcelâl, size, O’ndan daha genç ve güzelini ihsan etmiş; ağzında dişi bile kalmamış bir ihtiyare yerine daha gencini vermiştir,” dedi. Âişe Validemizin bu sözlerine karşı Resûlüllah Hazretleri’nin, Hz. Hatîce Validemizi niçin unutmadığını bildiren şu cevaplarını, dikkat ve ibretle okumaktayız:

– Yâ Âişe! Seneler geçtiği halde Hatîce’yi unutmayışım, O’nun dış güzelliğinden değildir.

Herkes beni red ve inkâr ettiği zaman, Hatîce bana inandı ve tasdik etti.

Etrafımdakiler bana, yalancısın, dediği zaman; Hatîce bana, doğru söylüyorsun, asla çekinme, dedi.

İnsanlar benden bir pulu esirgediği zaman, Hatîce, bütün servetini önüme sürerek bunların hepsi emrindedir, istediğin kadar harcayabilirsin, dedi.

Dünyada yalnız kaldığım günlerde, Hatîce, benden asla geri kalmadı; bunların hepsi geçicidir, üzülme, ileride bu güçlükleri kolaylıklar takip edecektir, dedi.

İşte ben, Hatîce’yi, bu fedakârlıkları için unutmuyorum!”

Hz. Hatîce’yi seneler geçtiği halde unutturmayan meziyetleri, Resûlüllah nezdinde, kadın arkadaşına oturduğu minderini verdirecek kadar kazanmış olduğu itibar ve kıymeti; hanımların dikkatlerini çekmelidir.

Mü’mine hanımlar, İslâm dâvası uğrunda fedakârca çalışan kocalarına engel olmamalı. Hatîce annemiz gibi, bütün kuvvet ve imkânlarıyla dâva uğrunda çalışan beylerini takviye ile yardımcı olmalıdırlar
_________________

Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Pts Mart 24, 2008 6:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Dünyanın, yasanmış en güzel aşk hikayesi bu..
Ne Leyla diyecegim size ne de Mecnun, Ferhad, Romeo vs. vs..

En güzel aşk hikayesi Efendimiz sallALLAHu aleyhi vesellem ile
Hatice Validemiz'in hikayesidir..
Sanır mısınız ki Leyla ile Mecnun evlenseydi, ya da
digerleri..Aşklar dillere destan olur, günümüze kadar ulaşırdı?
Hayır tabii ki!
Belki bir kaç sene sonra bitecekti.. Yaşanmadığından,
kavuşulmadığından hep bunlar
Ama siz bir bakın efendimizle, Hatice Validemiz'in aşkına ALLAH
için!
Bu, yaşanmış hem de uzun yıllar boyu yaşanmış bir aşk..

Ahla kissat hub fil alem
Mekke fethinin ilk günü, o karışıklık, o heyecan esnasında Efendimiz
yaslı bir hanımla karşılasıyor, O'nun yanına gelmesini önlemek
isteyenlere "Bırakın" diyor gelsin..
Sırtından abayasını çıkarıp, hanımın altına seriyor ve birlikte
oturup 1 saat kadar sohbet ediyorlar..

Aise Validemiz merak ediyor ve sonrasında;
"Kimdi o? Neler konuştunuz?" soruyor..
Cevaba bakar mısınız;
" O, Hatice'nin arkadaşı idi, eski günleri yad ettik"

Hatice Validemiz vefat etmiş, aradan yıllar geçmiş, vefayı,
sevgiyi, özlemi görüyor musunuz?

Ve o hengamede..

Ve Hatice Validemiz'e bakın;
Yaşı 55..
Efendimiz o sıra Hira mağarasında, nübüvvetten evvel ibadette..
Her gün O en sevgili'ye yiyecek taşıyor! Her gün gidiyor ve O'nunla
biraz oturuyor..

Hira Magarasını bilir misiniz siz? Ne kadar yüksektir ve çıkması ne
kadar zordur? Bugün gençler bile çıkarken ter içinde kalırlar, çok
yorulurlar..
Yaşı 55 Hatice Validemizin ve her gün Habibini görmeye gidiyor!

Yine bakınız ki o asil hanıma, Efendimiz'den daha yaşlı oldugu için
O'na üstüne evlenmesini teklif ediyor!

Düşünebiliyor musunuz?
O'nu öylesine seviyor ki, sadece O'nu mutlu edeceğini düşündüğü için
"Evlen" diyor!Ama O, reddediyor, asla O'nu incitmek istemiyor..
Hanım'a bakın! Ve sevgisine..
Yine ilk vahiy geldiğinde O'na nasıl destek olduğuna, yüreğini,
malını, canını nasıl serdiğine bakın..

Ve Efendimiz'in yüreğindeki Hatice Validemizin yerini düşünün, cok
hadislerde geçer..

Yine Validemiz'in vefatından çok uzun yıllar sonra kız kardesi Hale
Efendimiz'in evine gelir ve kapıyı çalar..

Öylesine heyecanlanır ki O, kapıya koşar, eli ayağı dolaşır..
"Neden" derler..
"Hatice'nin calışı bu" buyururlar..Ve "Sanırım Hale'dir gelen"
derler..

En güzel Aşk hikayesi budur!
yasanmış ama eskimemis, yepyenidir..
SallALLAHu aleyhi ve sellem..
Bizlerin muhterem Validemiz'den alacağı cok dersler var..
O'na, Onlar'a benzeyenlere selam olsun.
_________________

Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Pts Mart 24, 2008 6:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye yeni müslüman olmuştur. Namazda konuşulmayacağını bilmemektedir. Ve bir gün Efendimiz (sav)'in arkasında cemaatle namaz kılarlarken konuşur.
Hapşıran birine:
-"Allah sana merhamet etsin." der.
Namazın bozulacağından ötürü telaşlanan müslümanlar, el kol işaretleri ve bakışlarıyla uyarıp, onu susturmak isterler. Bu durum Muaviye'yi daha da heyecanlandırır ve konuşmaya devam eder:
-" Ne var, ne bakıyorsunuz? Hiç bişey anlamadım."

Müslümanlar bu kez de elleriyle bacaklarına vurarak muaviye'yi sustururlar. En sonunda namaz biter. Fakat Muaviye heyecan ve suçluluk duygusundan ter içinde kalmıştır.
Efendimiz (sav) yanına sokulur:
-" Namaz kılarken" der, dünya ile ilgili konuşulmaz. Namaz; tesbih, tekbir ve Kuran okumaktan oluşmuştur."

Muaviye bu olayı yıllar sonra "O'ndan daha güzel öğreten birini görmedim. Beni ne azarladı, ne de sövdü..." diye anlatır...
_________________

Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
nurhayat
Altın Üye
Altın Üye
Avatar

Bilgiler Kayıt: Mar 11, 2008
Mesajlar: 434

Bağlantı


MesajTarih: Pts Mart 24, 2008 9:24 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kördüğüm gibi...

Bugün tüm edebiyatcilari susturacak, tüm "sözde asiklari" kiskandiracak Resulumüz, esleriyle sakalasir ve onlari sevdiklerini, nasil bir ask ile baglandiklarini söylemekten hic cekinmezdi.

Hz. Aise sordular :
" Ey Allahin Resulu beni sewiyormusun ? "

Resulullah :
" Evet ya Aise, tabii Sewiyorum "

Hz. Aise bununlada yetinmiyordu ve hemen soruyor :

" Beni nasil sewiyorsun ? "

Peygamberimiz sevgi tanimlamasini yapiyordu sevgili esine. Icten, samimi ve hayran kalinan bir ifadeyle:


" Kördügüm gibi.. "

Sevgiye bakin aska bakin. Acilmayan, cözülmeyen, kördügüm gibi sevgi.

Hz. Aise Peygamberimize sık sık sorardi :

"Ey Allahin Resulu, Kör dügüm ne alemde ? "

O yüce resul cevap veriyordu :

ilk günki gibi...


_________________
[list=]
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Pts Mart 31, 2008 7:28 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Miladi takvime göre 571’in 2O Nisan’ında , yani Rebiü’l-evvel ayının 12. gecesinde sabaha karşı pazartesi günü dünyayı şereflendiren Efendimiz (sas) Hazretlerinin Kutlu Doğumu, tüm insanlığı derinden ilgilendirmiştir. Çünkü 61O da kırk yaşında Peygamberlik gelmesiyle dünyaya yeni değerler sunmaya başlayan Efendimiz,(sas) 23 senelik Peygamberlik hayatı boyunca,632de Medine’de vefatına kadar dünyanın arayıp da bulamadığı değişmez değerleri tebliğ ve takdim ederek bir bakıma ezber bozmuş, dikkate verdiği doğruları hem de bizzat yaşayarak fiilen örneklik etmiştir. Bu fiilen örnekliği sebebişyle O’nun vefatında en çok üzülenlerden bir kesim de yoksullar,yetimler,halkın zayıf tabakası olmuştur.

Çünkü O,hayatı boyunca yoksulu,zayıfı,kimsesizi hep kollamış,bu uğurda verdiği örnekler muhteşem bir misal olarak tarihin şeref levhalarına geçmiştir. Nitekim yardım edemediği yoksulun borcunu üzerine alma gibi hiçbir yöneticide görülmeyen bir muhteşem örneği de vermiştir. Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle hazırladığımız (Peygamberimizle Yaşamak )kitabından aynen arz ediyorum bu tarihi (borç yüklenme) örneğini.

***********

O’nun ideali insanlığa hizmet etmekti.Yoksa insanlığı kendisine hizmet ettirmek değildi. O sebeple eline geçeni yemez yedirir,içmez içirir,yönettiği nisanların mutluluğuyla mutlu olur,üzüntüsüyle de üzülürdü.

-Müslümanların derdiyle dertlenemeyen bizden değildir! Diyerek çevresini de uyarırdı.

Bu sebeple bir müddetten beri biriktirdiği imkanını yine dağıtmak istiyordu yoksullara. Çevresine de münadiler göndermiş,sesleniyorlardı Medine sokaklarında ihtiyaç sahibi yoksullara:

-Resulüllah (sas ) mescidin önünde miskin derecesindeki muhtaçları bekliyor, kimse mahrum kalmasın,miskinler gelip hisselerine düşecek yardımı alsınlar!.. Az sonra mescidin önünde en alt derecedeki yoksullar toplanmış, kasıp kavuran ihtiyaçlarını bir ölçüde karşılayacak imkana kavuşacak olmanın sevincini yaşıyorlardı.

Nitekim düşündükleri gibi de oldu. Efendimiz gelenleri şöyle bir gözden geçirdikten sonra elindeki mevcudu da hesap ederek önünden geçenlere hisselerini verirken şefkat dolu tebessümlerle mutluluğunu açıkça belli ediyordu. Mutluydu. Çünkü en büyük sevincini yoksula yardım ederken duyuyordu. İşte o anda da ihtiyaç sahiplerinin sıkıntılarını gideriyordu. Nihayet elindeki imkan bitti, mevcut ihtiyaç sahiplerine de yetti.. Demek ki hesap iyi yapılmıştı.

Ne v ar ki çok geçmeden ötelerden koşup gelen bir bedevi görüldü. Adam ufkuna doğru bakarak koşuyor hem de nefes nefese söyleniyordu:

-Yardım dağıttığınızı duydum,onun için koştum, ama yine de yetişemedim. Zaten ben hep böyle şanssızın biriyim.. Şefkat ve merhamet menba-ı sordu:

-İhtiyacın çok mu fazlaydı ? Saymaya başladı ihtiyaçlarını. Hepsi de zaruri ihtiyaçtı. Ama Resulüllahın da imkanı bitmiş,elinde avucunda olanı tümüyle vermiş,tek dirhemi bile kalmamıştı. Efendimiz dikkatle baktı yoksul adamın üzgün yüzüne. Sonra beklenmeyen açıklamasını yaptı:

-Üzülme, dedi ihtiyaçlarını yine alacaksın, hem de hiç birini eksik bırakmadan!.

- Nasıl olacak bu, diyerek heyecanlandı yoksul adam?. Efendimiz kelimelere basarak konuştu :
-Şimdi buradan şehrin içine dal, ihtiyaçlarını nerede bulursan al, satıcılara da de ki:

- Mal benim,borç Resulüllahın! Ödemeyi Resulüllah yapacaktır!. Adam önce şaşırdı. Sonra Efendimizin ısrarı karşısında toparlanarak sevinçle çarşının yolunu tuttu. Alacaklarının hesabını yaparak gidiyordu..

Olayın şahidi olan Hazret-i Ömer, fedakarlığın bu kadarını fazla buldu. Düşüncesini dile getirmekten kendini alamayarak dedi ki:

-Ya Resulellah! sen gücünün yettiğiyle mükellefsin . Elinde olanı tümüyle verdin, geriye bir şey kalmadı, neden bu sefer de yardım edemediğin yoksulun borçlarını yükleniyorsun? Bu kadarı da fazla değil mi?.

Bu sözlerden hiç de memnun olmayan Resulülllahın yüzündeki tebessümün kaybolduğu görüldü. Hal bu ki o ana kadar çok mutluydu. Sanki güller açmıştı mübarek yüzünde.Tebessümü hiç eksik olmuyordu. Yoksula yardım etmenin tarif edilemez mutluluğunu yaşıyordu. Bunun üzerine oradaki masum bakışlı bir sahabe söze karıştı:

-Ya Resulellah, dedi,sen Ömer’e bakma ver,Arşın sahibi Allah sana yine verir, boş bırakmaz!. Fedakarlığını sürdürmesini isteyenden memnun olan Relulüllahın (sas) tebessümü tekrar yüzünde belirdi. Şöyle ölçü veriyordu yoksula yardım konusunda :-Hiçbir şeyi olmayan, çorbasının suyunu çoğaltsın,onu da bulamayanların imdadına sulu çorba ile koşsun, yine çevresindeki yoksullara ilgisiz kalmasın..! Bu anlayış içinde kutlayacağınız nice Kutlu Doğumlar dileğimle..


AhmeD Şahin
_________________

Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
almina
Altın Üye
Altın Üye
Avatar

Bilgiler Kayıt: Mar 20, 2008
Mesajlar: 1088
Nereden: GAZİANTEP

Bağlantı


MesajTarih: Prş Nisan 24, 2008 6:23 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

EMEĞİNİZE SAĞLIK KARDEŞLERİM RASULULLAH'IN BİR HAYAT HİKAYESİNİ OKUDUĞUMZ ZAMAN BİLE İNSAN BİR HOŞ OLUYOR VE KENDİNE ÇEKİ DÜZEN VERİYOR...
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
cennet
Yeni Üye
Yeni Üye
Avatar

Bilgiler Kayıt: Apr 02, 2008
Mesajlar: 64

Bağlantı


MesajTarih: Pzr Nisan 27, 2008 12:39 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

DAHA DA YOK MU? NE GÜZELDİ...
ALLAH RAZI OLSUN
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Çrş Ağu 06, 2008 2:07 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem mescide girdi, bir köşeye oturdu. Biz de onun etrafında oturuyorduk. O sırada biri gelip namaz kılmaya başladı. Adam farkında değildi, ama Resûl-i Ekrem onu gözleriyle takip ediyordu. Namazını kılıp bitirdikten sonra Hz. Peygamberin yanına geldi, selâm verdi. Onun selâmını alan Hz. Peygamber,-Dön, yeni baştan namaz kıl; çünkü sen namaz kılmış olmadın!- buyurdu.

Adam geri döndü, önce kıldığı gibi namazı tekrar kıldı. Sonra Resûl-i Ekrem´in huzuruna gelip selâm verdi. Hz. Peygamber yine,-Dön, yeni baştan kıl; çünkü sen namaz kılmış olmadın!- buyurdu. Bu durum üç defa tekrarlandı. Sonunda o adam,-Seni gerçekleri ortaya koymak üzere gönderen Allah´a yemin ederim ki, başka türlüsünü yapamıyorum. Bana doğrusunu öğret- dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem ona şunları söyledi:

Namaza durduğun zaman tekbir al. Sonra Kur´an´dan kolayına geldiği kadar âyet oku. Ardından rükûa var, bütün organların tamamen hareketsiz kalıncaya kadar öylece dur. Sonra başını kaldır, ayakta iyice doğruluncaya kadar dur. Ardından secdeye var, bütün organların tamamen hareketsiz kalıncaya kadar secdede öylece kal. Sonra başını kaldır, bütün organların tamamen hareketsiz kalıncaya kadar otur. Namazın bütün rekâtlarında bunu böyle yap.

Buhârî, Ezân 95, 122; Eymân 15; Isti´zân 18; Müslim, Salât 45; Tirmizî, Salât 110; Isti´zân 4; Nesâî, Iftitâh 7; Tatbîk 15; Sehv 67; Ibni Mâce, Ikamet 72.
Prof.Dr.Yaşar Kandemir'in, "Hayatımıza Peygamber Modeli" isimli kitabından alınmıştır.
_________________

Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Çrş Ağu 06, 2008 2:09 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Talha ibni Ubeydullah radıyallahu anh anlatıyor:

Necidli, saçı başı dağınık bir adam Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem´e geldi.
Uzaktan sesini duyuyor, ama ne dediğini anlamıyorduk.
Derken yaklaştı.
Meğer İslâmın ne olduğunu soruyormuş.
Onun bu sorusuna Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, "Bir gün bir gecede beş vakit namaz kılmaktır" diye cevap verdi.
Adam, "Kılmam gereken başka namaz var mı?" diye sordu.
"Hayır, yok. Ama nâfile olarak kılarsan o başka" buyurdu.
Resûl-i Ekrem sözüne devamla, "Bir de Ramazan ayında oruç tutmaktır" buyurdu.
Adam yine, "Tutmam gereken başka oruç var mı?" dedi.
Resûl-i Ekrem, "Hayır, yok. Ama nâfile olarak tutarsan o başka" buyurdu.
Hz. Peygamber ona zekât vermeyi de söyledi.
O yine, "Üzerimde bundan başka bir görev olacak mı?" diye sordu.
"Hayır, yok" dedi Resûl-i Ekrem.
"Ama nâfile olarak sadaka verirsen o başka."
Bunun üzerine Necidli, "Vallahi bundan ne fazla, ne de eksik yaparım" diyerek arkasını dönüp gitti.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, "Eğer doğru söylüyorsa, kurtuldu gitti" buyurdu.

Buhârî, Îmân 34, Savm 1, Şehâdât 26, Hiyel 3; Müslim, Îmân 8, 9; Ebû Dâvûd, Salât 1; Nesâî, Salât 4, Sıyâm 1, Îmân 23.
_________________

Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Çrş Ağu 06, 2008 2:11 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hz. Peygamberin üvey oğlu Ömer ibni Ebû Seleme radıyallahu anh anlatıyor:

Ben Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem´in himâyesinde yetişen bir çocuktum.
Yemek yerken, elim yemek tabağının her yanına gider gelirdi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem bana şöyle buyurdu:

" Oğlum!
Besmele çek.
Sağ elinle ye.
Hep önünden ye."

O günden sonra buyurduğu gibi yemek yedim.

Buhârî, Et´ime 2, 3; Müslim, Eşribe 108, 109. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et´ime 8
_________________

Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
su_perisi
Co Admin
Co Admin
Avatar

Bilgiler Kayıt: Nov 19, 2007
Mesajlar: 2890
Nereden: kocaeli

Bağlantı


MesajTarih: Çrş Ağu 06, 2008 2:53 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Resul-i Ekrem, dostlarıyla birlikte, binek hayvanlarından iner inmez, yüklerini yere koydular, daha sonra bir koyun keserek yemek hazırlamaları için karar aldılar.
Birisi:
- Koyunu ben keserim, dedi.
Diğeri:
- Derisini ben yüzerim,dedi.
Üçüncüsü:
- Etini de ben pişiririm' diye söze katıldı.
Dördüncü:............
Resul-i Ekrem (s.a.s)

- Çölden odunu da, ben toplarım, buyurdu.

Topluluk:
- Ey Allah'ın elçisi, siz zahmet etmeyip sakin bir köşede oturursanız, biz bu işlerin hepsini seve seve yaparız,dediler.
Resul-i Ekrem (s.a.s):
- Evet, yapabileceğinizi biliyorum. Fakat Allah, 'Her hangi bir kulunun, kendi dostları ve arkadaşlarından, özel imtiyazlarla ayrılarak, seçkin bir vaziyette görünmesini sevmez' buyurdu.

Sonra çöle doğru gitti ve çölden çalı çırpı toplayıp getirdi.
_________________

Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
gurbet
Altın Üye
Altın Üye
Avatar

Bilgiler Kayıt: Apr 28, 2008
Mesajlar: 344
Nereden: istanbul

Bağlantı


MesajTarih: Prş Ağu 07, 2008 12:11 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

NEKADAR ALÇAK GÖNÜLLÜ BİR RESULUMUZ VAR ALLAH HEPİNİZDEN RAZI OLSUN KARDEŞLERİM..
_________________
BUGÜN RABBİM İÇİN NE YAPTIK??
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Ebuzerr.com Forum Ana Sayfası -> Hikayeler & Menkıbeler & Kıssadan Hisse Tüm saatler GMT +10 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
http://www.tavaf.com/toplist/ ListeNur.de - islami siteler listesi NurluYuz

Copyright © 2005 Ebuzerr.Com  ™ En Iyi Görüntü Explorer 7.0 ve üzeri sürümler ile 1280x1024 çözünürlügü ile alabilirsiniz. Tema Tasarım ;  Rüya Tabirleri

|Rss |kürtçe ilahiler |nihat hatipoğlu |mukabele |ali ercan ilahileri |ayetel kürsi |ilahiler dinle |ilahiler dinle |ilahiler dinlemek istiyorum |ilahi dinlemek istiyorum |islami sohbet islami rüya tabirleri |kameralı sohbet |

PHP-Nuke Web sitemiz PHP-Nuke © 2004 kodlarına sahiptir. GPL. PHP-Nuke lisansı altında dağıtılan ücretsiz yazılımdır. license